|
Evrim
teorisinin iddiasına göre, yeryüzündeki canlı türleri
ortak bir atadan, küçük değişiklikler sonucunda türemişlerdir.
Diğer bir deyişle, teoriye göre, canlı türleri birbirinden
kesin farklılıklarla ayrılmamakta, süreklilik göstermektedir.
Ancak, doğada yapılan gözlemler, ortada iddia edildiği
gibi bir süreklilik olmadığını göstermiştir. Canlılar
dünyasında görülen, birbirinden belirgin değişikliklerle
ayrılan, farklı kategorilerdir. Omurgalı paleontolojisinde
uzman olan evrimci Robert Carroll, bunu Patterns
and Processes of Vertebrate Evolution (Omurgalı
Evriminin Örnekleri ve Süreçleri) adlı kitabında şöyle
itiraf eder:
Bugün dünya üzerinde neredeyse kavranamayacak
kadar çok sayıda tür yaşıyor olmasına rağmen, bunlar birbirinden
güçlükle ayırt edilebilen ara formlardan oluşan sürekli bir dağılım
oluşturmazlar. Bunun yerine, türlerin neredeyse tamamı, birbirinden
belirgin şekilde farklı temel gruplara aittirler.1
Evrim, tarihte yaşandığı iddia edilen bir süreçtir
ve bizlere canlılığın tarihi hakkında bilgi verecek yegane bilimsel
kaynak da fosil bulgularıdır. P. Grassé, bu konuda şunları söyler:
Doğa bilimciler unutmamalıdırlar ki, evrim süreci
sadece fosil kayıtları aracılığıyla açığa çıkar. Sadece paleontoloji
(fosil bilimi) evrim konusunda delil oluşturabilir ve evrimin
gelişimini ve mekanizmalarını gösterebilir.2
Fosil kayıtlarının bu konuda bize ışık tutabilmesi
için de, evrim teorisinin öngörüleri ile fosil bulgularını birbirleriyle
karşılaştırmamız gerekir.

Evrim teorisine göre sözde bütün canlılar birbirlerinden
türemişlerdir. Önceden var olan bir canlı türü, zamanla bir diğerine
dönüşmüş ve bütün türler bu şekilde ortaya çıkmışlardır. Teoriye
göre, bu dönüşüm yüz milyonlarca senelik uzun bir zaman dilimini
kapsamış ve kademe kademe ilerlemiştir. Bu durumda, iddia edilen
uzun dönüşüm süreci içinde sayısız "ara türler"in oluşmuş
ve yaşamış olmaları gerekir.
Örneğin geçmişte, balık özelliklerini hala taşımalarına
rağmen, bir yandan da bazı sürüngen özellikleri kazanmış olan yarı
balık-yarı sürüngen canlılar yaşamış olmalıdır. Ya da sürüngen
özelliklerini taşırken, bir yandan da bazı kuş özellikleri kazanmış
sürüngen-kuşlar ortaya çıkmış olmalıdır. Bunlar, bir geçiş sürecinde
oldukları için de, sakat, eksik, kusurlu canlılar olmalıdır. Geçmişte
yaşamış olduklarına inanılan bu teorik canlılara "ara geçiş
formu" adı verilir.
Eğer gerçekten bu tür canlılar geçmişte yaşamışlarsa,
bunların sayılarının ve türlerinin milyonlarca hatta milyarlarca
olması gerekir. Ve bu canlıların kalıntılarına mutlaka fosil kayıtlarında
rastlanması gerekir. Çünkü bu ara geçiş formlarının sayısının bugün
bildiğimiz hayvan türlerinden bile fazla olması ve dünyanın dört
bir yanının fosilleşmiş ara geçiş formu kalıntılarıyla dolu olması
lazımdır. Bu gerçek, Darwin tarafından da kabul edilmiştir ve Darwin,
Türlerin Kökeni isimli kitabında bunu şöyle açıklamıştır:
"Eğer teorim doğruysa, türleri birbirine
bağlayan sayısız ara-geçiş türleri mutlaka yaşamış olmalıdır...
Bunların yaşamış olduklarının kanıtları da sadece fosil kalıntıları
arasında bulunabilir.3
Ancak bu satırları yazan Darwin, bu ara formların
fosillerinin bir türlü bulunamadığının farkındaydı. Bunun teorisi
için büyük bir açmaz oluşturduğunu da görüyordu. Bu yüzden, Türlerin
Kökeni kitabının "Difficulties on Theory" (Teorinin Zorlukları)
adlı bölümünde şöyle yazmıştı:
Eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş gelişmelerle
türemişse, neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz? Neden
bütün doğa bir karmaşa halinde değil de, tam olarak tanımlanmış
ve yerli yerinde? Sayısız ara geçiş formu olmalı, fakat niçin
yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz...
Niçin her jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu
değil? Jeoloji iyi derecelendirilmiş bir süreç ortaya çıkarmamaktadır
ve belki de bu benim teorime karşı ileri sürülecek en büyük itiraz
olacaktır.4
Darwin'in, bu büyük açmaz karşısında öne sürdüğü
tek açıklama ise, o dönemdeki fosil kayıtlarının yetersiz olduğuydu.
Darwin, fosil kayıtları detaylı olarak incelendiğinde, kayıp ara
formların mutlaka bulunacağını iddia etmişti.
Fosil Kayıtlarının Yeterliliği
|
210 milyon
yıllık kemikli balık fosili ve 33.7-53 milyon yıllık kurbağa
fosili |
 |
355-295 milyon yıllık örümcek fosili
ve 300 milyon yıllık kaplumbağa fosili |
 |
55-35 milyon yıllık yengeç fosili ve
135 milyon yıllık bir tür deniz yıldızı fosili |
Acaba ara form fosillerinin yokluğu karşısında, Darwin'in
140 yıl önce savunduğu "ara formlar şimdi yok, ama yeni araştırmalarla
bulunabilir" iddiası hala geçerli midir? Bir başka deyişle,
yapılan tüm fosil araştırmalarının sonucuna bakarak, ara formların
gerçekte hiçbir zaman yaşamadıklarının kabul edilmesi mi gerekir,
yoksa yeni araştırmaların sonuçları mı beklenmelidir?

Yeryüzündeki bütün canlılar, tüm kompleks ve üstün özellikleriyle
bir anda var olmuşlar, yani yaratılmışlardır. Evrimcilerin
iddia ettikleri gibi canlıların birbirinden türediğini
gösteren tek bir bilimsel delil dahi bulunmamaktadır. |
Bu soruya verilecek cevabı, elbette elimizdeki fosil
kayıtlarının zenginliği belirler. Paleontolojik verilere baktığımızda
ise, fosil kayıtlarının olağanüstü derecede zengin olduğunu görürüz.
Dünyanın farklı bölgelerinden elde edilmiş milyarlarca fosil örneği
vardır.5 Bu fosillere
bakılarak, 250 bin farklı canlı türü tanımlanmıştır ve bunlar,
şu anda yaşamakta olan yaklaşık 1.5 milyon türe olağanüstü derecede
benzerdir.6 (Yaşamakta
olan bu 1.5 milyon türün 1 milyon kadarı böceklere aittir.) Ancak
bulunan sayısız fosil örneği arasında hiçbir hayali ara-geçiş formu
fosili bulunamamıştır. Zengin fosil kayıtlarına rağmen bulunamayan
ara formların, yeni kazılarla bulunması ise mümkün gözükmemektedir.
Glasgow Üniversitesi paleontoloji profesörü T. Neville
George, bu gerçeği yıllar önce şu şekilde kabul etmiştir:
Fosil kayıtlarının (evrimsel) zayıflığını ortadan
kaldıracak bir açıklama yapmak artık mümkün değildir. Çünkü elimizdeki
fosil kayıtları son derece zengindir ve yeni keşiflerle yeni
türlerin bulunması imkânsız gözükmektedir... Her türlü keşfe
rağmen fosil kayıtları hala (türler arası) boşluklardan oluşmaya
devam etmektedir.7
Amerikan Doğa Tarihi Müzesi Müdürü ünlü paleontolog
Niles Eldredge ise, Darwin'in "fosil kayıtları yetersiz, ara
formları o yüzden bulamıyoruz" iddiasının geçerli olmadığını
şöyle açıklamaktadır:
Tüm deliller, fosil kayıtlarının ortaya koyduğu
sonucun doğru olduğunu göstermektedir: (Fosil kayıtlarında) gördüğümüz
boşluklar, hayatın tarihindeki gerçek olayları yansıtmaktadır,
bunlar yetersiz bir fosil birikiminin sonucu değildir.8
Robert Wesson ise, 1991'de yayınlanan Beyond Natural
Selection adlı kitabında "fosil kayıtlarındaki boşlukların
gerçek ve olgusal" olduklarını şöyle açıklamaktadır:
Ne var ki, fosil kayıtlarındaki boşluklar gerçektir.
Herhangi bir (evrimsel) soy oluşumunu gösterecek kayıtların yokluğu,
son derece olgusaldır. Türler genellikle çok uzun zaman dilimleri
boyunca sabit kalırlar. Türler ve özellikle cinsler hiçbir zaman
yeni bir türe ya da cinse doğru evrim göstermezler. Bunun yerine,
bir tür ya da cinsin bir diğeriyle yer değiştirdiği gözlenir.
Değişim ise çoğunlukla anidir.9
Bu durum, evrim teorisinin 140 yıldır öne sürdüğü
"ara form fosilleri bulunmuş değil, ama ileride bulunabilir"
argümanının artık geçerli olmadığını göstermektedir. Fosil kayıtları
canlılığın kökenini anlamak için yeterince zengindir ve bu gerçek
karşımıza somut bir tablo çıkarmaktadır: Farklı canlı türleri,
aralarında hayali evrimsel "geçiş formları" olmadan,
yeryüzünde bir anda ve farklı yapılarıyla, ayrı ayrı ortaya çıkmışlardır.
Fosil Kayıtlarının Gösterdiği Gerçek

Amber içindeki 24 milyon yıllık tırtıl fosili, tırtılların
tarih boyunca hep aynı şekilde var olduklarının yani
hiçbir evrim geçirmediklerinin bir delilidir.
Yanında 45-50 milyon yıllık Ağustos böceği fosili
|
Peki on yıllardır toplumların bilinçaltlarına yerleşen
"evrim-paleontoloji" ilişkisi nereden kaynaklanmaktadır?
Neden çoğu insan, fosil kayıtlarından söz edildiğinde, bu kayıtlar
ile Darwin'in teorisi arasında olumlu bir bağlantı olduğu izlenimine
kapılmaktadır? Bu soruların cevabı, ünlü bilim dergisi Science'daki
bir makalede şöyle açıklanır:
Evrimsel biyoloji ve paleontoloji alanlarının
dışında kalan çok sayıda iyi eğitimli bilim adamı, ne yazık ki,
fosil kayıtlarının Darwinizm'e çok uygun olduğu gibi yanlış bir
fikre kapılmıştır. Bu büyük olasılıkla, ikincil kaynaklardaki
olağanüstü basitleştirmeden kaynaklanmaktadır; alt seviye ders
kitapları, yarı-popüler makaleler vs... Öte yandan büyük olasılıkla
biraz taraflı düşünce de devreye girmektedir. Darwin'den sonraki
yıllarda, onun taraftarları bu yönde (fosiller alanında) gelişmeler
elde etmeyi ummuşlardır. Bu gelişmeler elde edilememiş, ama yine
de iyimser bir bekleyiş devam etmiş ve bir kısım hayal ürünü
fanteziler de ders kitaplarına kadar girmiştir.10
N. Eldredge ve Ian Tattersall ise bu konuda şu önemli
yorumu yaparlar:
Ayrı türlere ait fosillerin, fosil kayıtlarında
bulundukları süre boyunca değişim göstermedikleri, Darwin'in
Türlerin Kökeni'ni yayınlamasından önce bile paleontologlar tarafından
bilinen bir gerçektir. Darwin ise, gelecek nesillerin bu boşlukları
dolduracak yeni fosil bulguları elde edecekleri kehanetinde bulunmuştur...
Aradan geçen 120 yılı aşkın süre boyunca yürütülen tüm paleontolojik
araştırmalar sonucunda, fosil kayıtlarının, Darwin'in bu kehanetini
doğrulamayacağı açıkça görülür hale gelmiştir. Bu, fosil kayıtlarının
yetersizliğinden kaynaklanan bir sorun değildir. Fosil kayıtları
açıkça söz konusu kehanetin yanlış olduğunu göstermektedir.
Türlerin şaşırtıcı bir biçimde sabit oldukları
ve uzun zaman dilimleri boyunca hep statik kaldıkları yönündeki
gözlem,
"kral çıplak" hikayesindeki tüm özellikleri barındırmaktadır:
Herkes bunu görmüş, ama görmezlikten gelmeyi tercih etmiştir.
Darwin'in öngördüğü tabloyu ısrarla reddeden hırçın bir fosil
kaydı ile karşı karşıya kalan paleontologlar, bu gerçeğe açıkça
yüz çevirmişlerdir.11
1 Robert L. Carroll, Patterns
and Processes of Vertebrate Evolution, Cambridge University Press,
1997, s. 9
2. Pierre Grassé, Evolution of Living Organisms. New York, Academic
Press, 1977, s. 82
3. Charles Darwin, The Origin of Species, 1 b., s.179
4. Charles Darwin, The Origin of Species, 1 b., s.172
5. Duane T.Gish, Evolution: Fossils Still Say No, CA, 1995, s.41.
6. David Day, Vanished Species, Gallery Books, New York, 1989.
7. T. N. George, "Fossils in Evolutionary Perspective",
Science Progress, vol. 48, January 1960, s.1
8. N. Eldredge and I. Tattersall, The Myths of Human Evolution,
Columbia University Press, 1982, s.59
9. R. Wesson, Beyond Natural Selection, MIT Press, Cambridge, MA,
1991, s. 45
10. Science, July 17, 1981, s. 289
11. N. Eldredge ve I. Tattersall, The Myths of Human Evolution,
Columbia University Press, 1982, s. 45-46
12. S. M. Stanley, The New Evolutionary Timetable: Fossils, Genes,
and the Origin of Species, Basic Books Inc. Publishers, N.Y., 1981,
s.71
|